Kısaca: Yapay zeka insanın yerini almayacak. Doğru kurulursa yapay zeka ve insan ortak bir noktada buluşacak. Böylece ikisinin de tek başına çıkaramayacağı işi çıkaracaklar. Bu yazıda bu savı üç kavramla tartıyorum. Kübler-Ross’un yasın beş aşaması bugün nerede olduğumuzu gösteriyor: pazarlıkta, depresyonun kapısında. Acemoğlu’nun görev temelli çerçevesi neyin değiştiğini gösteriyor: meslekler değil, görevler. Marx’ın gerekli emek kavramı da açılan zamanın neye harcanacağı sorusunu soruyor. Sonuç şu: Yapay zeka işin tekrar eden kısmını eritiyor. Ama neyin yapılmaya değer olduğuna karar vermek hâlâ insanın işi; yapılanın arkasında durmak da.
Baştan söyleyeyim: yapay zeka insanın yerini almayacak
Bu işi 26 yıldır yapıyorum. Başladığımda siteler tablolarla kurulurdu, animasyon denince akla Flash gelirdi. O günden bugüne en az yedi sekiz kez “bu iş bitti, artık tasarımcıya gerek yok” cümlesini duydum. Her seferinde iş değişti, ben de değiştim; ama iş bitmedi. Yapay zeka bu dizinin en büyüğü ve en hızlısı. Ama ilki değil.
Bu yazıda yapay zeka ve insan arasında yaşananları üç kavramla okumak istiyorum. Üçü de birbirinden uzak alanlardan geliyor: biri psikolojiden, biri iktisattan, biri felsefeden. Elisabeth Kübler-Ross’un “yasın beş aşaması”, Daron Acemoğlu’nun “görev temelli çerçevesi” ve Karl Marx’ın “gerekli emek” kavramı. Ama hiçbirini önceden bilmeniz gerekmiyor. Her birini gerektiği kadar anlatacağım, fazlasını değil.
Savım baştan belli: Yapay zeka insanın yerini almayacak. Bunun yerine yapay zeka ve insan ortak bir noktada buluşacak. Üstelik o buluşma insanın yaratıcılığını ve çok yönlülüğünü öne çıkaracak. İkisi birlikte, tek başına birinin çıkarabileceğinden çok daha kaliteli iş çıkaracak. Bunu bir temenni olarak değil, 26 yılın her dalgasında gördüğüm şeyin tekrarı olarak söylüyorum.
Birinci kavram: yasın beş aşaması ve yapay zeka
1969’da İsviçre doğumlu psikiyatr Elisabeth Kübler-Ross bir kitap çıkardı: On Death and Dying (Ölüm ve Ölmek Üzerine). Kitap, Chicago’da ölümcül hastalarla yaptığı görüşmelere dayanıyordu. Kitabın en bilinen kısmı, hastaların ölüm haberine verdiği tepkileri beşe ayıran şemaydı. Şema o kadar tuttu ki önce yas tutanlara, sonra her büyük kayba uyarlanmaya başladı: iş kaybı, boşanma, iflas. Aslında bunu yapan da Kübler-Ross’un kendisiydi. Ölümünden kısa süre sonra, 2005’te David Kessler’le yayımlanan kitapta model artık genel bir “kayıp” çerçevesiydi.
Beş aşama şu:
- İnkâr. “Hayır, ben değil.” Haber doğru olamaz. Bu bir tampon; insanın kendini toplaması için zaman kazandırır.
- Öfke. “Neden ben?” İnkâr tutmayınca öfke çıkar ve etraftaki herkese yönelir: doktora, aileye, şansa.
- Pazarlık. “Evet ben, ama…” Biraz daha zaman için gizli anlaşmalar: hayatımı değiştiririm, şunu yaparım, yeter ki ertelensin.
- Depresyon. Kaybın ağırlığı. Kübler-Ross bunu ikiye ayırır: olmuş kayıplar için üzüntü ve henüz gelmemiş kayıp için önceden tutulan yas. İkincisine “hazırlayıcı yas” diyor. Bunu aklınızda tutun; yapay zeka için en işe yarar parça bu.
- Kabul. Mutluluk değil; sakin bir hazır oluş. Kübler-Ross kabulü teslimiyetten özellikle ayırır. Boyun eğmek değil, gerçeği görüp ona göre hareket etmek.
Bir de modelin pek anılmayan bir kuralı var: umut hiçbir aşamada bitmez. Her şeyi kabul etmiş hasta bile bir kapı açık bırakır.
Model ne kadar geçerli?
Şunu baştan söylemem gerek: Bu model bilimsel bir yas kuramı değil, bir görme biçimi. Çünkü Kübler-Ross kitapta tek bir araştırmaya atıf yapmaz; hastalarla konuşmuş, gördüğünü yazmıştır. Aşamaların sırayla geldiği fikrini de 1974’te kendisi geri aldı. Hastalarının çoğu iki üç aşamayı aynı anda yaşıyormuş.
Sonraki araştırmalar daha ileri gitti. Columbia’dan George Bonanno’nun çalışmalarında insanların çoğu kayıptan sonra hiçbir aşamadan geçmiyor, doğrudan dayanıyor. 2017’de üç yas araştırmacısı (Stroebe, Schut ve Boerner) modelin tümden terk edilmesini önerdi (Omega). Asıl tehlike şu: Betimleme amaçlı bir şema reçeteye dönüşüyor. Sonra insanlar “sırayı tutturamıyorum, yanlış yas tutuyorum” diye bir de bununla uğraşıyor.
Neden hâlâ her yerde?
Çünkü beş kelimelik, hatırlanması kolay, kaosa düzen veren ve kabulle biten umutlu bir hikâye. Bu yüzden 1980’lerde yönetim kurullarına girdi. Şirketler yeniden yapılanma dönemlerinde onu “değişim eğrisi” adıyla çizdi (EKR Vakfı). Ardından sıra 2012’de iklim değişikliğine, 2020’de pandemiye geldi. Kessler o yıl “bu hissettiğiniz huzursuzluk yastan başka bir şey değildir” diyordu (Medyascope).
Yapay zekaya uyarlanması da yeni değil. Benjamin Bratton 2024’te Noema’da “Yapay Zeka Yasının Beş Aşaması”nı yazdı (Noema). 2025 ve 2026’da da aynı şablonun danışmanlık firmalarına, akademisyenlere, yazılımcılara ve web tasarımcılarına özel sürümleri çıktı. Ancak Türkçede bu çerçeveyi kullanan bir yazı bulamadım.
Ben modeli bir sıra olarak değil, tepkilerin haritası olarak kullanacağım. Çünkü toplum beş aşamayı aynı anda yaşıyor; kimi hâlâ inkârda, kimi çoktan kabulde. Kabulü de Kübler-Ross’un anladığı gibi anlayacağım: teslimiyet değil, gerçeği görüp iş yapmaya başlamak. Zaten savımın özü bu.
Yapay zeka karşısında bugüne kadar: inkâr, öfke, pazarlık
Önce yöntem. Aşamaları takvime sıra sıra oturtmak hem modele hem gerçeğe haksızlık. Çünkü toplum beşini aynı anda yaşıyor. Ama her dönemin bir ağırlık merkezi var. Ben ona bakıyorum.
İnkâr (2022–2023)
ChatGPT 30 Kasım 2022’de çıktı. İlk tepki, özellikle işi bilen kesimden, küçümsemeydi: “sadece istatistik”, “süslü otomatik tamamlama”, “stokastik papağan”. Bu sonuncusu 2021’de Emily Bender, Timnit Gebru ve arkadaşlarının makalesinden geliyor. Üstelik Bender bugün de aynı yerde duruyor. Gary Marcus 2022’de “derin öğrenme duvara tosluyor” yazdı. GPT-4 çıkınca yazı gülünç duruma düştü, ama Marcus yine de geri adım atmadı.
Sanat dünyasında ise inkâr “bu sanat değil” biçimini aldı. Ağustos 2022’de Jason Allen’ın Midjourney’le ürettiği görsel Colorado eyalet fuarında birinci olunca büyük bir fırtına koptu. Ardından ABD Telif Ofisi eseri koruma dışı bıraktı (Eylül 2023). Türkiye’de erken tepki daha ılımlıydı. 2023’te BirGün’ün konuştuğu sanatçılar ya “iyi bir asistan” diyor ya da tehdit kaygısını mantıksız görüyordu (BirGün).
Bizim meslekte inkârın sesi şuydu: “Kod yazdırırsın ama ürün çıkmaz.” 2023’te doğruydu da. İnkârın en yaygın hali ise kayıtsızlık. Örneğin TÜİK’in 2025 verisinde üretken yapay zeka kullanmayanların yüzde 63’ü “ihtiyaç duymuyorum” diyordu.
Öfke (2022–2025)
İnkâr tutmayınca öfke geldi ve örgütlü bir hâl aldı. Mayıs 2023’te Hollywood senaristleri greve çıktı. Grev 148 gün sürdü. Sonunda imzalanan sözleşme, yapay zekayı ilk kez bir toplu sözleşme maddesi yaptı. Buna göre yapay zeka “yazar” olamaz ve kimse senaristi yapay zeka kullanmaya zorlayamaz (DLA Piper). Ardından oyuncular aynı yıl, oyun seslendirmenleri de 2024–2025’te on bir ay grev yaptı. Ayrıca sanatçılar ve yayıncılar dava açtı: Getty Stability’ye, New York Times OpenAI’ye, yazarlar Anthropic’e.
Aralık 2022’de ArtStation’ın ana sayfası “No AI” görselleriyle doldu. Chicago Üniversitesi’nin Nightshade aracı da bir “zehir”di: görsellere, yapay zeka eğitimini bozan görünmez bir gürültü ekliyordu. Kullanıcılar onu beş günde 250 bin kez indirdi (Ocak 2024). Sonra öfke dile de yerleşti. Merriam-Webster 2025’in kelimesi olarak “slop”u seçti: yapay zekayla seri üretilen düşük kaliteli içerik. Duolingo 2025’te “AI-first” deyince kullanıcılar uygulamayı silmeye başladı, CEO haftalar sonra geri adım attı.
Bizim alanda öfkenin sesi şu: “Bunu yapay zekaya yaptırsam olmaz mı?” sorusuna gelen kızgın cevaplar. Bir de “yapay zeka ürünü” damgasını bir aşağılama gibi kullanmak.
Pazarlık (2023–2026)
Öfkenin bittiği yerde şu cümleyi duymaya başladık: “Yapay zeka sizi işsiz bırakmayacak; yapay zeka kullanan biri bırakacak.” Kimin ilk söylediği belli değil; ama Nvidia’nın patronu dâhil herkes tekrarladı. Bu cümle Kübler-Ross’un pazarlığının ta kendisi: “Evet ben, ama…” Uyum sağlarsam kurtulurum.
Ardından pazarlığın kurumsal biçimleri de geldi. 335 bin dolarlık ilanla doğan ve on sekiz ayda “öldü” ilan edilen “prompt mühendisliği” mesleği. “İnsan döngüde” ilkesi. Meta’nın “yapay zeka yapımı” etiketi (Nisan 2024). Yayıncıların lisans anlaşmaları: AP 2023’te, News Corp 2024’te beş yılda 250 milyon dolara, 2026’da Meta ile Avrupa gazeteleri.
Anthropic’in yazarlarla yaptığı uzlaşma 1,5 milyar dolar tuttu (kitap başına 3 bin dolar, nihai onay Temmuz 2026; JURIST). Öfkenin “para karşılığı barış”a dönüşmesinin en büyük örneği bu. Oyuncular sendikası da 2023’te grevle aldığı sözleşmeyi 2026’da grevsiz ve yüzde 91 oyla yeniledi (Los Angeles Magazine). Klarna’nın hikâyesi ise pazarlığın ters yönde de işlediğini gösterdi. Şirket 2024’te yapay zeka asistanının 700 temsilcinin işini yaptığını gururla duyurmuştu. Mayıs 2025’te ise kalitenin düştüğünü söyleyip yapay zeka yerine yeniden insan almaya başladı (Entrepreneur).
Bugün, Ekim 2026’da, ağırlık merkezi pazarlıkta. Bence aşamaların en verimlisi de bu; çünkü masa artık kurulu.
Bundan sonrası: yapay zeka karşısında depresyon ve kabul
Depresyon başladı, önce gençlerde
Depresyon başladı, ama herkeste değil. Pew’in ABD verisi açık. 18–29 yaş grubunda yapay zekadan “daha çok endişe duyanlar” 2021’de yüzde 31’di. Bu oran 2024’te yüzde 39’a, 2026’da yüzde 55’e çıktı; ilk kez çoğunluk (Pew, Ağustos 2026). Genel nüfusta da “yirmi yıl içinde daha az iş olacak” diyenler iki yılda yüzde 64’ten 71’e çıktı.
Stanford’un bordro verisi de aynı yere işaret ediyor. 22–25 yaş grubunda yapay zekaya en açık mesleklerde istihdam, akranlarının yüzde 19 gerisinde. Bu, Ağustos 2026 revizyonunun rakamı; Ağustos 2025’teki ilk sürümde fark yüzde 13’tü. Deneyimli çalışanlarda ise fark yok (Stanford Digital Economy Lab). Şirketler de kesintileri yapay zekayla anmaya başladı. Örneğin Salesforce destek ekibini 9 binden 5 bine indirdiğini söyledi.
Kübler-Ross’un “hazırlayıcı yas”ını hatırlayın: henüz gelmemiş kaybın yası. Aslında bugün yaşanan depresyon büyük ölçüde bu. Toplamda iş gitmedi, giriş kapısı daraldı; gidecekmiş hissi ise herkeste var.
Bir ayrıntı daha var ve bana kalırsa en önemlisi: kullanım artarken güven düşüyor. Stack Overflow’un 2025 anketinde yazılımcıların yüzde 84’ü yapay zeka aracı kullanıyor ya da kullanmayı planlıyor. Ama yüzde 46’sı çıktıya güvenmiyor; bir yıl önce güvenmeyenler yüzde 31’di (TechRepublic). En yaygın şikâyet “neredeyse doğru ama tam değil”. Yani yapay zeka karşısında kabul ile depresyon aynı anda, aynı insanda. Bu, mesleğimde her gün gördüğüm şey.
Bundan sonra beklediğim iki şey
Birincisi: Depresyon genişleyecek. 2027–2028’de gençlerden orta kademeye, Amerika’dan Türkiye’ye geçecek. Ama panik olarak değil, “benim işimin değeri ne” sorusu olarak. Tasarımcılarda bu soru çoktan başladı. Örneğin Brad Frost Mayıs 2026’da meslektaşlarını sıkça bu aşamada gördüğünü yazdı (bradfrost.com). Bu soruyu atlamak yok; cevabını sonraki iki kavram verecek.
İkincisi: Kabul sessizce ilerliyor ve ilerleyecek; manşet olmayacak. TÜİK’e göre Türkiye’de bireylerin üretken yapay zeka kullanımı bir yılda iki katına çıktı. Oran 2025’te yüzde 19,2 iken 2026’da yüzde 37,6 oldu; 16–24 yaşta yüzde 65 (Gazete Oksijen). Şirketlerde ise yüzde 14. Yani kabul iki katmanlı: bireyde hızlı, kurumda yavaş. McKinsey’nin küresel anketi de aynı şeyi söylüyor. Şirketlerin yüzde 88’i bir yerde yapay zeka kullanıyor, ama yüzde 7’si tam ölçekte. Türkiye’nin bir farkı var: Ipsos’un 2025 verisinde heyecan endişeden yüksek (yüzde 67’ye 58); Amerika’da tersi.
Olgun kabul: yapay zeka sınırını tanımak
Kabulün olgun biçimi “yapay zeka her şeyi yapsın” değil; sınırı bilmektir. Harvard ile BCG’nin 758 danışmanla yaptığı deney bunu ölçtü. Modelin yeteneğinin içinde kalan işlerde kalite yüzde 40 arttı. Buna karşılık sınırın dışındaki işlerde doğruluk 19 puan düştü (HBS). Araştırmacılar buna “pürüzlü sınır” diyor. Yapay zeka ile çalışırken sınırın nerede olduğunu bilen insan kazanıyor, bilmeyen kaybediyor. Klarna’nın geri adımı da bu sınırın hikâyesi.
Bir de Kessler’in eklediği altıncı aşama var: anlam. Kabulden sonra toplum “bundan ne çıkaracağız” sorusuna geçer. Ancak o sorunun cevabı psikolojide değil; iktisatta ve felsefede. Sıradaki iki kavram bunun için.
İkinci kavram: Acemoğlu’nun görev temelli çerçevesi
Daron Acemoğlu’nu Türkiye’de tanımayan yok. 2024’te Nobel aldı (kurumlar üzerine çalışmaları için, yapay zeka için değil). Yapay zeka tartışmasına asıl katkısı ise daha eski ve daha sade bir fikir. Ona göre teknoloji mesleklerin değil, görevlerin yerini alır.
Meslek bir görev listesidir
Şöyle düşünün: Bir meslek, bir görev listesidir. Yeni bir teknoloji geldiğinde listeden bazı maddeleri siler. Aynı zamanda kalan maddeleri daha değerli kılar ve listeye yeni maddeler ekler. Acemoğlu ile Pascual Restrepo’nun 2018–2019’da kurduğu modelde bu üç kuvvetin adı var. Bunlar yerinden etme etkisi (displacement effect), verimlilik etkisi (productivity effect) ve yeniden canlandırma etkisidir (reinstatement effect). Bana sorarsanız sonuncusuna “yeni görev yaratma” demek daha açık (JEP 2019). Bu terimlerin Türkçede yerleşmiş karşılığı yok; bu yüzden ben böyle çeviriyorum. Yani soru hiçbir zaman “makine insanın yerini alır mı” değil; “silinen maddeler eklenenlerden hızlı mı” sorusu.
Tarihsel skor ilginç. Amerika’da 1947–1987 arasında iki kuvvet neredeyse başa baş gitti (yılda eksi 0,48’e karşı artı 0,47). 1987–2017’de ise silme hız kazandı, ekleme yavaşladı (eksi 0,7’ye karşı artı 0,35). Yani “teknoloji hep yeni iş yaratır” cümlesi kendiliğinden doğru değil. Aksine son otuz yılda yarışı otomasyon önde götürdü. Ama uzun vadeye bakınca David Autor’un verisi konuşuyor. Bugün yapılan işlerin onda altısı 1940’ta yoktu (MIT News). Örneğin güneş paneli elektrikçisi, tırnak teknisyeni, uygulama geliştirici. Ben de o onda altıdan biriyim; 1940’ta web tasarımcısı diye bir şey yoktu, 1995’te de yoktu.
Sözde otomasyon
Acemoğlu’nun bir de “sözde otomasyon” (so-so automation) kavramı var; en sevdiğim. Yani insanı işten çıkaran ama verimliliği neredeyse hiç artırmayan teknoloji. Örneğin süpermarketteki self-servis kasa ya da sorunu çözemeyen otomatik müşteri hizmeti. Bu teknoloji işi müşteriye, kârı hissedara kaydırır; ekonomiye bir şey katmaz. Klarna 700 temsilciyi yapay zekayla değiştirdi, ama bir buçuk yıl geçmeden “kalite düştü” diyerek geri döndü. Bu, sözde otomasyonun ders kitabı örneği.
Acemoğlu’nun yapay zeka rakamları
Acemoğlu’nun yapay zeka rakamları hype’ın iki ucuna da uzak. 2024’te yaptığı hesap şöyle: On yıl içinde iş görevlerinin yalnızca yüzde 5 kadarını kârlı biçimde yapay zekaya devretmek mümkün. Millî gelire katkısı da yüzde 1 civarı (NBER). Elbette bu hesabı eleştirenler de oldu. Örneğin The Economist 2026’da bu tahminin yeni ürünleri ve bilimsel sıçramaları dışarıda bıraktığını yazdı. Kısmen haklı bir eleştiri; Acemoğlu da ajan tipi yapay zekayı modellemediğini kabul etti.
Ama aynı adam Ekim 2026’da, politika değişmezse işsizliğin on yılda üç katına çıkabileceğini söyledi (CBS). Bu bir çelişki değil. Yüzde 5, bugünkü teknolojinin kapasitesi. Üç kat ise kötü senaryo: şirketlerin anlamadan insan kesip sonra geri almaya çalıştığı durum. Kendi deyişiyle, “otomasyon tek başına ekonomik refah üretmiyor” (Bursa Hakimiyet).
Makine zekası değil, makine yararlılığı
Simon Johnson’la yazdığı İktidar ve Teknoloji’nin (Doğan Kitap, 2023) ana fikri de bu. Teknolojinin sonucu teknolojide değil, kimin ne için tasarladığında. Kitapta “makine zekası takıntısı”nın karşısına “makine yararlılığı”nı koyuyorlar. Yani insanı taklit edip çıkaran değil, insanın yapabildiğini genişleten araç. Örneğin tesisatçının arızayı daha hızlı bulmasını, hemşirenin daha çok şey yapabilmesini sağlayan yapay zeka. 2026’da Autor ve Johnson’la yazdıkları son çalışmada ise teknolojileri beş kategoriye ayırıyorlar. Vardıkları sonuç tek: Açıkça işçi yanlısı olan tek tür, yeni görev yaratan türdür (NBER).
Benim savımla ilişkisi şu. Acemoğlu da insan ile yapay zeka arasında bir buluşmanın mümkün olduğunu söylüyor. Ama bunu bir öngörü olarak değil, bir tercih olarak söylüyor. Buluşma kendiliğinden olmaz; teknolojiyi o yöne çekmek gerekir. Bu şerhi kabul ediyorum. Çünkü 26 yılın bana öğrettiği de bu. Her dalgada aracı işe uyduran biz olduk; araç kendi kendine uymadı. Aralık 2024’te İstanbul’da söylediği cümleye dikkat edin. “Yapay zekanın iş gücü ve işçilerle buluşturulması verimliliği artırarak eşitsizliği azaltabilir” (Cumhuriyet). Buluşturulması. Yani birinin yapması gerekiyor.
Üçüncü kavram: Marx’ın gerekli emeği
Marx’ı anmak için Marksist olmak gerekmiyor; hesap sade. Kapital’in birinci cildinde iş gününü ikiye böler. İlk kısımda işçi kendi geçimini üretir; ücreti bunun karşılığıdır. İkinci kısımda ise patron için üretir; karşılığı yoktur. Birincisine “gerekli emek” (notwendige Arbeit) der, ikincisine “artı emek”. Türkçe çevirilerde terim böyle yerleşmiş (Kapital I, Alaattin Bilgi çevirisi). Bazı yerlerde “zorunlu emek” diye de geçer. Kastettiğim, iş gününün geçimi karşılayan kısmı: mecbur olduğun için yaptığın iş.
Makinenin paradoksu
Marx’ın makinelere dair gözlemi burada başlar ve bugün de geçerli. Makine gerekli emeği kısaltır; aynı geçimliği daha az saatte üretirsiniz. İyi haber bu. Kötü haber: kısalan gerekli emek, kısalan iş günü demek olmadı; artı emeğin uzaması demek oldu. Marx buna ekonomik paradoks diyor. Emek-zamanını kısaltmanın en güçlü aracı, işçinin her anını sermayenin emrine veren araca dönüşüyor. 1868’deki bir konuşmasında daha açık söyler. Herkes makineden saatlerin kısalmasını bekliyordu; oysa günler on altı on sekiz saate çıktı.
Ama dikkat: Marx makineyi suçlamaz. Ona göre “makine tek başına alındığında çalışma saatlerini kısalttığı halde, sermayenin hizmetine girdiği zaman bunu uzatmakta” (Kapital I, 15. Bölüm). Yani sorun araçta değil, kullanım biçiminde. Acemoğlu’nun “teknolojiyi kim, kimin için tasarlıyor” sorusunu Marx yüz altmış yıl önce burada sormuş.
Alan açılırsa: özgürlük âlemi ve çok yönlülük
Peki alan açılırsa ne olur? Marx’ın buna da cevabı var, üç yerde. Kapital’in üçüncü cildinde “özgürlük âlemi”ni anlatır. Özgürlük, zorunluluğun dayattığı emeğin bittiği yerde başlar. “İşgününün kısaltılması onun temel önkoşuludur” (Kapital III).
Grundrisse’de ise daha ileri gider. Bunlar 1857–58’de yazdığı ve sağlığında basılmayan defterler. Orada büyük sanayide toplumun genel bilgisi doğrudan üretici güç olur; bugün buna “genel zeka” diyoruz. Böylece gerekli emek asgariye iner. Zenginliğin ölçüsü de emek-zamanı değil, insanın serbestçe kullanabileceği zaman olur. Sonunda insan, üretim sürecinin “bekçisi ve düzenleyicisi” konumuna geçer. Bu defterler Marx’ın en spekülatif ve en çok tartışılan metni; Kapital’de bu kadar ileri gitmez (Grundrisse). Bu son ifadeye dikkat: makinenin yanında duran, onu yöneten insan. Bugün yapay zeka için “ajan”, insan için “döngüdeki insan” diyoruz. Marx ise 1858’de “bekçi ve düzenleyici” demiş.
En ünlü pasaj ise Engels’le birlikte yazdığı Alman İdeolojisi’nde. Pasajda kimsenin tek bir faaliyet alanına hapsolmadığı bir toplum var. Bu toplumda insan “sabahleyin avlanmak, öğleden sonra balık tutmak, akşam hayvan yetiştiriciliği yapmak, yemekten sonra eleştiri yapmak” imkânına sahiptir; üstelik avcı, balıkçı ya da eleştirmen olmak zorunda kalmadan (Seçme Yapıtlar I). Çok yönlülük. Benim savımın felsefi omurgası bu cümlede. Genç Marx’ın 1844 Elyazmaları’ndaki insan tanımı da onu tamamlıyor. Ona göre insan, fiziksel ihtiyaçtan özgür olduğunda bile üretir ve “güzellik yasalarına göre” biçim verir (1844 Elyazmaları). Bir tasarımcı için bundan iyi tanım yok.
Marx’ın üç itirazı
Şimdi dürüst olayım; Marx savımın tamamını imzalamaz. Üç itirazı olurdu. Birincisi: Marx özgürlüğü işin içine değil dışına yerleştirir. Ona göre yaratıcı etkinlik serbest zamanda büyür. “İnsan ile yapay zeka işin içinde buluşur” demek, ona göre özgürlük değil. Bu, zorunluluk âleminin iyileştirilmesidir. Gerçi Marx bunu da küçümsemez; zorunluluk alanında da insan doğasına en uygun koşullarda çalışmayı ister. İkincisi: Gerekli emek hiçbir zaman sıfıra inmez. Marx artı emeğin bile her toplumda var olmak zorunda olduğunu söyler: kazalar, nüfus ve yeni ihtiyaçlar için.
Üçüncüsü ve en serti: alan kendiliğinden oluşmaz. İngiltere’de işçiler on saatlik iş gününü makineyle değil, kanunla ve mücadeleyle kazandı. Keynes 1930’da torunlarımızın haftada on beş saat çalışmasının yetebileceğini yazmıştı. Verimlilik o eşiği çoktan geçti, ama saatler düşmedi (Aeon). Kısacası Marx’ın paradoksu haklı çıktı.
Bu itirazları kabul ediyorum ve savımı buna göre daraltıyorum. Yapay zeka gerekli emeğin bir kısmını gerçekten eritiyor: tekrar eden, kuralı belli, düşünme gerektirmeyen kısmını. Bunu her gün görüyorum. Erimenin kimin yararına olacağı ise teknolojinin değil, bizim kararımız. 26 yılın tecrübesi de bana şunu söylüyor: Bu kararı masada vermiyoruz. Onu işin içinde, her gün, araçla iş arasındaki ilişkiyi yeniden kurarken veriyoruz. Sıradaki bölüm onun hikâyesi.
26 yıl, on dalga, aynı cümle
2000’de başladığımda Türkiye’de hanelerin yüzde 7’sinde internet vardı. 2024’te ise 16–74 yaş nüfusun yüzde 89’u internet kullanıyordu. Pazarım on kattan fazla büyüdü. Bu büyüme boyunca her birkaç yılda bir “tasarımcıya gerek kalmadı” sözünü duydum. Dalgaları sırayla anlatacağım; her birinde iki şeye bakın: vaat neydi, sonuç ne oldu.
FrontPage ve Dreamweaver (1996–2000’ler)
Microsoft’un 1996 tarihli bülteninde vaat yazılı: “programlama yapmadan profesyonel kalitede web sitesi” (Microsoft). Bir yıl sonra çıkan Dreamweaver ise tam tersini söylüyordu: profesyoneller için, kod üzerindeki kontrolü koruyan araç. Sonuçta FrontPage 2006’da öldü; Dreamweaver’ın görsel-artı-kod yaklaşımı mesleğin standardı oldu. Kodu gizleyen kaybetti, kodu insana açan kazandı. İlk ders bu.
Flash (2000–2010)
On yıl boyunca web’in en göz alıcı işlerini Flash’la yaptık. Hatta 2011’de sitelerin yaklaşık yarısı Flash kullanıyordu. Nisan 2010’da Steve Jobs “Flash Üzerine Düşünceler” mektubunu yayımladı ve iPhone’a Flash’ı koymadı. 2017’de Adobe tarihi açıkladı; 31 Aralık 2020’de de fişi çekti. Bir teknoloji resmen öldü, ama meslek ölmedi. Yine de dürüst olmak gerek. Kod bilen Flash’çılar HTML5’e ve oyun motorlarına kolay geçti. Sadece Flash arayüzüne bağlı animatörler zorluk çekti (Game Developer). İkinci ders: araç taşınmaz, beceri taşınır.
Tablodan CSS’e (2003)
Bu dalga mesleği bitirmedi, ciddiye aldırdı. Zeldman’ın kitabı ve CSS Zen Garden aynı ay çıktı (Mayıs 2003); aynı HTML, yüzlerce farklı tasarım. Böylece tasarımcı “kod bilen tasarımcı”ya dönüştü. İş zorlaştı, ama değeri de arttı.
jQuery, Bootstrap, React (2006–2013)
O yılların forumlarında yaygın şikâyet şuydu: Bootstrap’la bütün siteler birbirine benziyor, tasarımcıya ne gerek var. Olan şu: “front-end geliştirici” diye ayrı bir meslek doğdu. Üstelik eski katman gitmedi; jQuery bugün hâlâ sitelerin yüzde 64’ünde, React yüzde 6’sında (W3Techs). Yani yeni araç eski işi silmiyor, üstüne bakım işi ekliyor.
WordPress ve hazır tema ekonomisi (2003, 2008)
“Temayı al, siteyi kendin yap” vaadini en geniş ölçekte satan dalga. ThemeForest 2008’de yayına girdi; tek bir tema (Avada) 2016 itibarıyla 16 milyon dolardan fazla satmıştı. WordPress bugün web’in yaklaşık yüzde 40’ını çalıştırıyor (W3Techs). Peki özel tema işi bitti mi? Hayır; hazır tema pazarının üstünde bir “bu temayı düzelt” pazarı doğdu. Benim işimin önemli bir kısmı yıllarca bu oldu. Önce müşterinin satın aldığı temayı ihtiyacına uydurdum. Sonra da sıfırdan özel tema yazmanın neden daha iyi olduğunu anlattım.
Responsive (2010)
Ethan Marcotte’un makalesi 25 Mayıs 2010’da çıktı (A List Apart). Ekim 2016’da ise mobil trafik masaüstünü geçti. Bu dalgada kimse “tasarımcıya gerek yok” demedi. Tam tersine dünyadaki her siteyi yeniden yapmak gerekti. Her araç dalgası tehdit dalgası değil; bazen sadece iş.
Wix, Squarespace ve The Grid (2014–2016)
“Gerek yok” söyleminin en belgeli dalgası. Squarespace 2014’te Super Bowl’a çıktı, Wix 2015’te. Haziran 2016’da Wix ADI kendini “web tasarımı için ilk yapay zeka çözümü” diye duyurdu (Wix).
Asıl hikâye ise The Grid. Şirket 2014’te “kendini tasarlayan yapay zeka siteleri” vaadiyle peşin para toplamaya başladı. 2015 sonunda altmış binden fazla kişi ödeme yapmıştı. Ancak ürün iki yıl gecikmeyle çıktı ve siteler birbirinin aynıydı. Reddit’te kullanıcılar ona “dolandırıcılığa yakın” dedi (CMSWire). Sitesi bugün hâlâ V3’ü vaat ediyor, tarihsiz. Aynı yıl UX Magazine’de “Web Tasarımı Neden Öldü” yazısı çıktı (2015). On yıl sonra tablo şu: Wix ve Squarespace birlikte web’in yüzde 7’si. DIY pazarı büyüdü, ama profesyonel pazarı yutmadı.
Page builder’lar ve no-code (2016–2022)
Elementor on milyon kurulumu geçti, Webflow 4 milyar dolar değerlemeye ulaştı. No-code dalgasının mesajı da geliştiriciye gerek kalmadığıydı. Sonra ne oldu? Haziran 2026’da Elementor personelinin yüzde 30’unu çıkardı. CEO’su, teknolojik dönüşümün hızını ve “eski model”e etkisini hafife aldıklarını söyledi. Haberi yapan gazete de bu dönüşümü yapay zeka kodlama araçlarına bağlıyor (Globes). Yani tasarımcıyı gereksiz hâle getirecek araç, bir sonraki dalgada kendisi gereksiz kaldı. Tasarımcı ise hâlâ burada.
Tasarım araçları (2010–2024)
Photoshop’un Content-Aware Fill’i 2010’da retuşçunun işini sorgulattı; 2023’teki Generative Fill aynı tartışmanın büyüğü. Figma 2016’da çıktı. Adobe onu 20 milyar dolara almaya kalktı, ama olmadı. 2025’te halka açıldığında ise Figma 56 milyar dolar etti. Yani tasarımcıyı azaltan araç, tasarımcı pazarını milyar dolarlık endüstri yaptı.
Bir de küçük bir sahne var. Temmuz 2024’te bir kullanıcı Figma’nın yapay zeka tasarım aracından “hava durumu uygulaması” istedi. Araç üç denemede de Apple’ın uygulamasının kopyasını çizdi. Bunun üzerine Figma özelliği geçici olarak kapattı (SiliconANGLE). İnsan olmadan yapay zeka ortalamayı üretiyor.
Üretken yapay zeka (2021–2026)
Ve sonunda geldik. Copilot 2021, ChatGPT Kasım 2022, v0 2023, bolt.new Ekim 2024 (kullanıcılarının yüzde 67’si geliştirici değil), Claude Code 2025. Şubat 2025’te Karpathy “vibe coding”i tanımladı: “kodun var olduğunu bile unut”. Collins sözlüğü de bunu 2025’in kelimesi seçti. Ancak bu dalga öncekilerden iki yerde farklı. Birincisi, vaat artık reklam sloganı değil, kullanım verisi. 2023 başında Copilot etkin dosyalarda kodun yüzde 46’sını yazıyordu. Y Combinator’ın 2025 kış döneminde ise şirketlerin dörtte birinin kod tabanı yüzde 95 yapay zeka üretimi. İkincisi, The Grid’in 2014’te vaat ettiği şey bu kez gerçekten çalışıyor. Farkı, çıktının kod olması ve bir profesyonelin onu devralabilmesi.
Rakamlar ne söylüyor: yapay zeka ve insan emeği
Rakamları saklamayacağım. Amerikan İşgücü İstatistikleri Bürosu, web geliştirici ve dijital tasarımcı istihdamında 2035’e kadar hâlâ büyüme öngörüyor. Oran yüzde 5; tüm mesleklerin ortalaması yüzde 3. Ama büro ilk kez yapay zekanın büyümeyi yumuşatabileceğini yazdı. On yıl önceki projeksiyon ise yüzde 27’ydi (BLS). Ayrıca freelance pazarında ChatGPT sonrası yazı ve kodlama ilanları yüzde 21 düştü. Ama kalan işler daha karmaşık ve daha pahalı (Management Science).
Web tasarımcılarının yüzde 75’i yapay zeka rekabetini hissediyor. Yüzde 89’u da müşterilerin “anında site” vaatleri yüzünden gerçek maliyeti küçümsediğini söylüyor (TechRadar). Aynı Stanford çalışmasının geliştirici kesitinde 22–25 yaş istihdamı 2022 zirvesinin yüzde 20 altında. 41–49 yaşta ise istihdam yüzde 20 üstünde (Techstrong). İnsan kaldı, ama hangi insan? Deneyimli olan. Bu da benim için rahatlatıcı bir cevap değil. Çünkü deneyim bir yerden başlar ve o başlangıç kapısı daralıyor.
Bir de güven verisi var. 2025’te yazılımcıların yüzde 84’ü yapay zeka aracı kullanıyor ya da kullanmayı planlıyor. Çıktıya güvenmediğinde ise yüzde 75’i bir insana soruyor (Stack Overflow). GitHub’ın kendi deneyinde Copilot basit bir görevde yüzde 55 hız kazandırdı. METR’in deneyinde ise deneyimli geliştiriciler kendi karmaşık kod tabanlarında yapay zekayla yüzde 19 yavaşladı. Üstelik yine de hızlandıklarını sandılar. METR bunun 2025 başına ait bir anlık görüntü olduğunu söylüyor (METR). Yani iki sonuç çelişmiyor; sınırın içi ve dışı. Harvard’ın “pürüzlü sınır”ı yine.
Kendi alanımdan bir işaret: WordPress ve yapay zeka
Son olarak, kendi alanımdan bir işaret. WordPress 2025’te yapay zeka ekibi kurdu, 6.9 sürümüyle Abilities API’yi çıkardı ve MCP Adapter’ı yayımladı. Artık Claude, Cursor gibi araçlar WordPress’in yeteneklerini doğrudan keşfedip çağırabiliyor (WordPress Developer Blog). Web’in yaklaşık yüzde 40’ını çalıştıran platform yapay zekayı dışlamadı; aksine ona kapı açtı. Ben de öyle yapıyorum. Demo siteleri kurup yapay zekayı FTP ve yönetim paneliyle işin içine alıyorum. Teslimde de siteyi müşterinin kendi hesabına bağlıyorum. Araç işin içinde; karar, sınır ve sorumluluk bende.
Ortak nokta: yapay zeka ve insan
Şimdi üç kavramı üst üste koyunca şu çıkıyor.
Kübler-Ross bize bugün nerede olduğumuzu söylüyor: pazarlıkta, depresyonun kapısında. Kabul gelecek, ama teslimiyet olarak değil; sınırı bilerek iş yapmaya başlamak olarak. Zaten geliyor; sessizce, manşetsiz, TÜİK’in rakamlarında.
Acemoğlu bize birimi söylüyor: meslek değil, görev. Yapay zeka benim mesleğimi almadı; görev listemden bazı maddeleri sildi. Örneğin standart bir WooCommerce kurulumu, tekrar eden CSS düzeltmeleri, ilk taslak metinler, kuralları belli entegrasyonlar. Buna karşılık listeye yeni maddeler ekledi. Bunlar doğru soruyu sormak, üretileni değerlendirmek ve müşterinin gerçek ihtiyacını üretilenin içinde ayıklamak. Bir de sınırın nerede olduğunu görmek. Üstelik kalan maddelerin de değeri arttı: ne yapılacağına karar vermek, çıkan işin arkasında durmak. Acemoğlu bunun kendiliğinden olmayacağını söylüyor; haklı. Benim pazarımda da kendiliğinden olmadı, ben yaptım. Her dalgada.
Yapay zeka ve insan: açılan zaman nereye gidecek?
Son olarak Marx bize ne için yaptığımızı söylüyor. Yapay zeka gerekli emeğin, mecbur olduğun için yaptığın işin, bir kısmını eritiyor. Açılan alanın iki yönü var: aynı saatte daha çok iş çıkarmak ya da daha iyi iş çıkarmak. Marx’ın paradoksu birincisinin olası olduğunu söylüyor; Klarna, Elementor ve “slop” kelimesi ona hak veriyor. Ama ikincisi de mümkün ve ben onu seçiyorum.
Yapay zekayla açılan zamanı tasarıma, markaya, metne, müşteriyle konuşmaya, bir işin neden yapıldığını anlamaya harcıyorum. Alman İdeolojisi’ndeki cümle, benim günümün tarifi: sabah kod, öğleden sonra logo, akşam metin, yemekten sonra eleştiri. 26 yıldır böyle çalışıyorum. Yapay zeka bu çok yönlülüğü tehdit etmiyor; aksine ilk kez bu kadar mümkün kılıyor. Çünkü dar uzmanlığın tekrar eden kısmı artık makinede; birbirine bağlama işi insanda.
Harvard-BCG deneyinin bulgusunu bir daha hatırlatayım. Sınırın içinde kalite yüzde 40 arttı, dışında ise doğruluk 19 puan düştü. Bu iki rakam, savımın özeti. Yapay zeka olmadan insan artık daha yavaş; insan olmadan yapay zeka ortalama ve bazen yanlış. Ama ikisi birlikte, sınırı bilen bir insanın elinde, tek başına ikisinin de çıkaramayacağı işi çıkarıyor. Buna “ortak nokta” diyorum ve bunu temenni olarak değil, her gün çalıştığım masadan söylüyorum.
Yapay zeka sınırı hareket ederse
Peki ya sınır hareket ediyorsa? Ediyor. 2023’te ürün çıkmazdı, 2026’da çıkıyor. Sınır her yıl ilerleyecek ve ben görev listemi her yıl yeniden yazacağım. Ama bu yeni değil; 26 yıldır yaşadığım şey tam olarak bu. Flash’ı bıraktım, tabloyu bıraktım, hazır temayı bıraktım, page builder’ı bıraktım. Her seferinde bıraktığım şey araçtı, kalan şey ben. Kübler-Ross’un modelinde umut hiçbir aşamada bitmiyordu; bu işte de öyle. Kayıp gerçek, yas meşru; ama yasın sonu kabul ve kabulün ötesinde anlam var. Anlam şu: insanın işi hiçbir zaman kod yazmak ya da piksel itmek olmadı. Neyin yapılmaya değer olduğuna karar vermek ve yapılanın arkasında durmaktı. O işi henüz kimseye devretmedik.
Kaynaklar
- Kübler-Ross: EKR Vakfı · EKR Vakfı, Değişim Eğrisi · Maciejewski ve ark., JAMA 2007 · Stroebe, Schut & Boerner, Omega 2017 · Kessler, HBR 2020 · Bratton, Noema 2024 · Brad Frost 2026
- Toplumsal tepkiler: DLA Piper, WGA sözleşmesi 2023 · JURIST, Anthropic uzlaşması 2026 · Entrepreneur, Klarna 2025 · Pew 2025 · Pew 2026 · Stanford, Canaries · HBS–BCG, Jagged Frontier · TÜİK 2026 aktarımı, Gazete Oksijen · Ipsos Türkiye 2025 · McKinsey 2025
- Acemoğlu: Acemoglu & Restrepo, JEP 2019 · The Simple Macroeconomics of AI, NBER 2024 · Acemoglu, Autor & Johnson, NBER 2026 · Autor, MIT News 2024 · MIT News, Power and Progress · CBS 60 Minutes 2026 · Cumhuriyet 2024 · Bursa Hakimiyet 2026
- Marx: Kapital I, Bilgi çevirisi · Kapital III, Bilgi çevirisi · Grundrisse, Defter VII · Seçme Yapıtlar I, Alman İdeolojisi · 1844 Elyazmaları · Marx, 1868 makine konuşması · Phillips, Aeon 2019
- Teknoloji dalgaları: Microsoft FrontPage bülteni 1996 · Thoughts on Flash, Wikipedia · Marcotte, A List Apart 2010 · Wix ADI bülteni 2016 · CMSWire, The Grid 2017 · Globes, Elementor 2026 · W3Techs, WordPress · Vibe coding, Wikipedia · BLS, Web Developers and Digital Designers · Stack Overflow 2025 · METR 2025 · GitHub Copilot deneyi 2022 · WordPress MCP Adapter 2026 · TechRadar, 20i anketi 2026


